Özgürlük, Zıtlık, ve Nihai Adalet perspektifi ile

KÖTÜLÜK PROBLEMİNİN SIRRI

İnsan zihnini en çok zorlayan sorulardan biri şudur:

“Eğer Allah mutlak iyi ve kudretliyse, neden kötülük var?”

Bu soru, felsefede kötülük problemi olarak bilinir.

Ancak mesele çoğu zaman eksik kurulan bir denklemden kaynaklanır.

Çünkü bu soruda çoğu kişi:

·        Sadece insana verilen özgürlüğü hesaba katmaz

·        İmtihan gerçeğini göz ardı eder

·        Ahireti denklemden çıkarır

Oysa bu üçü birlikte düşünülmeden kötülük problemini çözmek mümkün değildir.

HER ŞEY ZIDDIYLA BİLİNİR

Bu, varlık âleminin temel bir yasasıdır:

Işık, karanlıkla fark edilir

Sağlık, hastalıkla anlaşılır

Tokluk, açlıkla hissedilir

Adalet, zulümle değer kazanır

Eğer dünyada:

·        Hiç hastalık olmasaydı sağlığın değeri bilinmezdi

·        Hiç haksızlık olmasaydı adalet kavramı doğmazdı

·        Hiç acı olmasaydı mutluluk sıradanlaşırdı

Yani “iyilik”, teorik bir kavram değil, tecrübe edilen bir hakikattir.

Ve bu tecrübe, zıddıyla ortaya çıkar.

İNSANI İNSAN YAPAN ŞEY, ÖZGÜR İRADEDİR ve

ÖZGÜRLÜK VARSA KÖTÜLÜĞÜN VARLIĞI ZORUNLUDUR.

Eğer insan, sadece iyilik yapmaya zorlanmış olsaydı melek gibi olurdu, ama “insan” olmazdı

Gerçek iyilik, kötülük yapabilme imkânı varken iyiyi seçmektir.

Bu yüzden:

·        Zulüm ihtimali olmadan adaletin değeri yoktur

·        Yalan ihtimali olmadan doğruluğun kıymeti bilinmez

Demek ki;

İyiliğin anlam kazanmasının şartı kötülüğün varlığıdır.

Dünya neden kötülüklerle dolu?

Çünkü burası imtihan alanı.

Kur’an’a göre bu dünya bir imtihan yeridir.

Zira özgürlük imtihanı, imtihan ise doğru ile yanlışın, iyi ile kötünün bir arada olmasını gerektirir.

Ve imtihan için bir süre ve fırsat vermek gerekir

Eğer, her iyilik anında ödüllense ve her kötülük anında cezalandırılsaydı, imtihan ortadan kalkardı ve herkes zorunlu olarak “iyi” olurdu.

Böyle iyi olmanın ise hiç bir anlamı olmazdı.

Çünkü bu bilinçli ahlâk değil, zorunlu davranış olurdu.

KÖTÜLÜK: MUTLAK DEĞİL, GÖRECELİ VE GEÇİCİDİR, BİR ARAÇTIR.

Birçok şey, kendi başına değil, sonuçları itibarıyla anlam kazanır:

Meselâ, ameliyat acı verir ama şifadır.

Yağmur bazen zarar verir ama hayat kaynağıdır.

Ateş yakar ama ısıtır.

Yani birçok “şer” görünen şey, daha büyük bir hayrın parçasıdır.

Yani cüz’î şer, küllî hayra hizmet edebilir.

Parçaya değil, bütüne bakmalı.

İnsan, ânı görür, parçayı değerlendirir.

Ama Allah hem bütünü görür, sonuçları bilir.

Bir çocuğun aşı olurken ağlaması, onun açısından “kötü”dür.

Ama bütün resme bakıldığında bu bir “rahmet”tir.

İnsan, çoğu zaman eksik veriyle hüküm verir.

ÂHİRET OLMADAN KÖTÜLÜK PROBLEMİ ÇÖZÜLMEZ. 

Eğer hayat sadece bu dünyadan ibaret olsaydı,

Kötülük problemi gerçekten çözülemezdi.

Ama İslâm’a göre, asıl denge âhirette kurulacaktır.

Mazlumun hakkı alınır, zalimin cezası verilir.

Çekilen hiçbir acı karşılıksız kalmaz

Âhiret olmadan “mutlak adalet” mümkün değildir.

 Şu halde; kötülük, başıboş bir kaos değil;

özgürlüğün, imtihanın, zıtlıkların ve nihaî adaletin birlikte kurduğu anlamlı bir düzenin parçasıdır.

Dünya, tam adalet yeri değildir.

Tam huzur yeri değildir.

Ama, anlamın üretildiği, İyiliğin seçildiği, Sonucun hazırlandığı bir sahnedir.

Eğer sadece dünyaya bakarsanız kötülük anlamsız görünür.

Ama, Özgürlük, İmtihan, Zıtlık, Âhiret birlikte düşünüldüğünde,

Kötülük, yok edilmesi gereken bir hata değil, anlaşılması gereken bir sır hâline gelir.

 

Bu sırrı çözebilmek için de; inançsızlığın karanlığında debelenmek değil,

İnancın aydınlığına çıkmak gerekir.


 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar